26 Kasım 2009 Perşembe

Bayram çoçuğu



İki kez sevdiğim dostlarım için nikâh şahitliği yaptım. Evlendirme memurunu gözlemledim. Rutin işler yapan bir memur olmasına rağmen, gayet güler yüzlü ve neşeliydi. Dayanamadım,  herhalde sürekli gençlerin mutluklarını görmek sizi neşeli yapıyor, dedim.  Beraberliğe atılan adımın resmileştirilmesi bile, çiftleri heyecanlandırıyor. Yarı utangaç tavırlar ile birbirlerine bakmaları, kim ayağına basacak, evet demeyi geciktirsem mi? diye düşünmeler. Üstelik bu iki arkadaşımda evliliklerini çok önce yapmıştı. Küçük çocuklarını törene şahit getirmişler. Üç yaşındaki haylazı zapt etmek bana kalmıştı.

Çocukları  seviyorum. Bunu bilen arkadaşlarım her fırsatta onları benim üstüme salıyorlar. Mustafa annesi yok şu an, oynar mısın?  Karnı acıkmış iki kaşıktan sonra susar. Koku mu geldi? Bezi masanın altında. Ne oluyor ya? Abartmayı seviyoruz değil mi? Yeter ki gönüllü bulalım. Çocukları gerçekten çok seviyorum. Gerçi ne zaman büyüdüm? Herkes biraz çocuk değil mi? Bütün büyük markaların çocukları kullanıp, şirinlik yapmaya çalıştığı, milyonlarca kişinin yeniden 80 ler de çocuk olmak istediği bir ülkedeyiz.  Yarın bayram, banka önleri çocuklara harçlık için para bozduran insanlar ile dolu.
 
Mahrum bir çocukluk geçirdiğim söylenemez.  Ailem çocuğun evin neşesi olduğuna inanıyordu. Buna rağmen ilk çocukları olan ben 7 yıl sonra dünyaya gelmiştim. Bu özlem ile beni şımartmak için ellerinden geleni yapmışlar. Gerçi sonra doğan dört kardeşim ile, bu duruma gölge düşmüş. Yine de ayrıcalığımı hep korumuştum.

Beş yaşındayım. Şehir dışındaki akrabalarımın evinde tatildeydim.  Bir ablam var bana mıstık diyor, yanağımı sıkıp yüzüme gülümsüyor. Aradan 20 yıldan fazlası geçti onca zaman bir daha o ablamı hiç görmedim. Yurtdışına yerleşmiş çocukları olmuş.  Trafik kazasında yaşamını yitirmiş doğduğu topraklara geri dönüyor. Tabutu almak için ailemle hava alanına gittim. Yanağımı sıkan o abla artık omuzlarımdaydı.  Ona karşı son görevimi yapıyordum. Ben o kadar içten ağlıyordum ki çocuklar gibi gözyaşı döküyordum.

Zaman geçince kendime çok sordum. Neden ordaydım? Niçin ağlıyordum? Yüzünü hatırlamadığım, onca yıl görmediğim kişi, bana niçin bu kadar yakın gelmişti? Çocukların aslında hiç unutmadığını, o gün yeniden öğrendim. Güzel şeyler en çok çocukların aklında kalıyor, tatlı bir gülüş en unutulmaz anı oluyordu  akılda. İyiyi kötüyü öğrendiği yıllarda edindiği sevgi, yaşamının temelleri oluyordu onlara.

Yarın bayram, daha çok çocuk sevindirmeli. Daha güzel bir dünya için en büyük yatırım çocuklara olmalı. İçindeki iyiliği yeşertmek için ilgi bekleyen çocukları gözden kaçırmayın. İleride onlar daha güzel bir dünyanın temellerini atacak. Ancak böyle umut dolu olursak yaşamımıza anlam katarız. Gelecekten umudu kesmek kendimize yapacağımız en büyük kötülük olur.

Notlar: Tamam başladığım gibi bitiremedim yazıyı. Olur, öyle şeyler arada J
Pazartesi gelmesi gereken okuma öğrencisi gelseydi 24 Kasım da bende öğretmendim. Yılmadım onun peşini bırakmayacağım.
Herkese iyi bayramlar… 

0 yorum:

Yorum Gönder