9 Nisan 2011 Cumartesi

Sıkıntılı Sabah

Uyanmıştım nihayet…  Sahi uyumadan uyanmak mümkün mü? Gece boyunca sağa sola dönmüştüm. Uyku ve uyanıklığın arasında, senaryosunu değiştirebildiğim lüsid rüyalar görmüştüm. Gece boyunca sinirlerim kaslarıma saldırdığı için kol ve bacaklarım hala yorgundu. Omuzlarımda dünün yükü öylece duruyordu. Gün ışımıştı,  gözlerim açıksa o zaman uyanmıştım. Uyumamış olsam bile uyanma vaktiydi

Günün başladığını bildiren arsız müşterilerden haber yoktu. Cumartesi olduğu için gün geç başlıyordu.  Saat 10 olmasına rağmen, kimse nerde kaldın diye aramamıştı. Gerçi eski işimden pek müşterim kalmamış, yeni işimde müşteriler edinememiştim.  Bir dolu şey yapıyormuşum gibi görünsem dahi aslında gizli bir işsizdim. Kendimi geliştirmekle geçen günlerimin bana maddi getirisi yoktu. Temel inşa ediyordum gelecek günlere.
Evim artık yalnızlaşmıştı. Kardeşlerim başka şehirlerde yaşıyor, ben yıllardır alıştığım sabah gürültüsünü arıyordum. Okula veya işe yetişmeye çalışan, kahvaltı duş gibi hazırlıklar yaparken ortamı kalabalıklaştıran kimse yoktu. Kimse bana soru sormuyor, annem babam duruma alışmıştı. Bana “geç oldu kalk artık” diye söylenmiyorlardı. Oda rutubetli, soğuk ve sessizdi.

Yatak odamdaki kocaman televizyon bana bakıyordu. Yayın aboneliğimi iptal edeli yıl olmuştu. Hiçbir yayını almaya müsait değildi artık. Kumandasını kaybetmiştim artık o gri bir dekordu. Zaten artık ondan öğrenecek çok şeyim kalmamıştı. Kitap okumak için kendime ayırdığım zamandan çalıyordu. Çalışmıyor olması belki de en güzeliydi.

Büyükçe bir kitaplığım var. Kitaplarımı saklayıp biriktirmekten vazgeçmiştim. Okumadığım kitaplarım yıllarca rafımı işgal etmemeliydi artık. Okuduğum bana kârdı, biriktirdiklerim anlamsızdı. Her gün okuyacak o kadar şey vardı ki. Gelecekte okurum diye kenara attıklarıma sıra gelmeyeceğini biliyorum. Yakınlarda elektronik kitap okuyucu almıştım. Bundan böyle kâğıt kitaplar bana yük. Rutubetli odamda bakteri yığınağına dönüşen kitapları, saklamak zorunda kalmadığım için mutluyum.

Yıllardır ilk kez bir şeyi satın aldığıma bu kadar seviniyorum. Hayalini kurduğum bilim kurgu gerçek olmuştu. Avuçlarımdaydı kitaplığım. Lise yıllarımda aldığım ilk walkman kadar anlamlıydı. Yarım kalan romanımı bitirerek ile güne başlayabilirdim. Dün gece okumaya niyetlenmiş ama Angry Birds oyununun sonunu gelmek için ertelemiştim. Kuşlar özgürdü sonunda, bütün yumurtaları domuzlardan kurtarmıştım.

Önce ışığı yakmalıydım. Gündüz olmasına rağmen, kitap okuyacak kadar ışık girmiyordu penceremden. Odanın penceresi gökyüzü yerine avluya bakıyordu. Orwel’ın 1984 romanını çoktandır okumak istiyordum. Geç kalmıştım ama ne fark ederdi.  Kapana kısılmış sürekli izlenen ve yalanlar ile yönlendirilen, tek mutluluğu bardaklarındaki zafer içkisi olan insanları anlatıyordu.  Görev bilinci ile bir süre okudum ama içimdeki sıkıntıyı daha derinleştirdi sanki. Kitabın ortasındaydım, daha henüz umut veren yerler başlamamıştı.

Bir iki arkadaşımı aramalıydım. Onların neşeli ve canlı sesi benim için rahatlatıcı olabilirdi. Bolca konuşma dakikam var artık müşteriler tükendiği için konuşma kredim bana fazla geliyordu. Arkadaşlar ile sohbet ederek tüketiyor olmak en verimlisiydi.  Aradığımda hepsi dönmedi. Bazısı çalışıyor, bazısı ise pek neşe verecek gibi değildi. Silkelenmeliydim artık zaman geçiyordu. Belli ki böyle sıkılmak bana bir fayda getirmeyecekti. Öteki odaya geçtim hızlıca. O pencereden gökyüzü görünüyordu. Yaşadığım şehre yaz her yerden önce geliyordu. Güneş cömertti. Bir süre aydınlığa ve güneşin sıcaklığına maruz kalmak, rahatlattı beni. Hemen hazırlıklarımı yapıp, işyerine nefes egzersizleri ile birlikle tempolu yürüdüm.

Kapıyı açınca bilgisayarımı açtım ilk iş. Bardakları yıkayıp, kendime çay koydum. Artık iyiydim bu kadar şeyi yazacak kadar sakindim. Bir şekilde atlatmıştım sabahı…  

1 yorum: